Assos Tahihi

Behramkale Köprüsü

Assos Behramkale KöprüsüBehramkale Köprüsü Ayvacık' tan Behramkale'ye giden yol üzerinde, Tuzla Çayı üzerine 14. yüzyılda andezit taşlarından inşa edilmiştir. Antik adı Satniceis olan Tuzla çayının güney ve kuzey yönlerinde uzanır. Behramkale köyüne bir km mesafededir. Kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte Hüdavendigâr Camiini yaptırdığı tahmin edilen I. Murat tarafından yaptırılmış olması kuvvetli bir olasılıktır.
Köprü genel olarak orijinal yapısını korumuştur. Orijinal doku üzerinde en dikkat çekici kısımlar kemerleridir. Ana kemerin sağında bir solunda ise iki kemer daha yer almakta olup genel form büyük kemer üzerinde en yüksek kısmına ulaşmaktadır. Köprü uçlara doğru küçük kemerler üzerinden alçalarak son bulmaktadır. Çayın geliş yönünde suyun köprü ayaklarına zarar vermemesi için özel kemerler yapılmıştır. Köprünün temel yapı malzemesi andezit taşı olup Behramkale Camii duvar tekniğine köprüde de rastlanmaktadır. Buda köprüyü camiyi yaptıran tarafından yaptırıldığı görüşünü desteklemektedir. Behramkale Köprüsü, mimari form açısından Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılan köprülerin özelliklerini üzerinde taşıdığı görülmektedir. Köprünün boyu karşıdan karşıya 79.80 cm. metre olup eni ise 4.40 cm dir.

Köprüde dört kemer bulunmakta olup bunlardan bir tanesi ana kemerin (ortadaki büyük kemerin) sağında (Assos Yönünde) diğer ikisi ise solunda yer almaktadır. Sağda yer alan kemerin yerden yüksekliği 6.20 cm olup taban uzunluğu 6.60 cm dir. Soldaki birinci kemerin yerden yüksekliği 6.75 cm. olup taban uzunluğu 6.60 cm dir. Soldaki ikinci kemerin (ortaya yakın olan) yerden yüksekliği 7.65 cm olup taban uzunluğu 6.80 cm dir.

Ortadaki ana kemerin yerden yüksekliği ise 11 metre olup taban uzunluğu 11.20 cm dir.

Zamana ve doğaya karşı meydan okuyan Behramkale Köprü sü günümüzde kullanılma-makta olup görevini hemen yanı başındaki yeni köprüye devretmiştir.

 

Athena Tapınağı

Assos TarihiAthena Tapınağı, Anadolu'da Arkaik dönem Anadolu mimarisinin ilk ve tek Dor Tapınağıdır. Aynı zamanda Dor ve İon mimari özelliklerinin karıştırıldığı tek örnektir. İyon nizamlı tapınaklarda yer alan friz, Dor nizamlı olan bu tapınakta bezemeli olarak karşımıza çıkar. Bu özellikleri ile Tapınak Anadolu mimarlık tarihinde kendine özgün bir yer edinmiştir

amen trahit taşından bir oluşuma sahiptir. Ancak bu tepe ve çevresi, Eski Tunç çağı ve öncelerinde Megalitik Kültür’e sahip halklar tarafından kullanılmışlardır

Athena Tapınağı inşaatı 6. yy ikinci yarısında başlamış olup MÖ 525 yılında tamamlandığı tahmin edilmektedir. Surların inşa edilmesin-den sonra kente ve denizlere hâkim bir konumda inşa edilen tapınak baş tanrı Zeus’un çok sevdiği kızı sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiştir. Athena Assos’un koruyucu tanrısıdır.
Tapınak Andezit taşından yapılmış olup Dor nizamlı ve Peripteros planlıdır. Tapınak kısa kenarda 6, uzun kenarda ise 13 adet dor düzenli sütun ile çevrelenmiştir. Tapınakta eski Yunan tapınaklarında bir gelenek olan tapınağın içinde veya dışında tanrılara adak sunmak için yapılan Altar’a rastlanmamıştır. Altar tapınak yapılmış olduğu zaman yapılmamış olabileceği gibi (Çok zor bir olasılık) Bizanslılar döneminde tahrip edilmiş de olabilir.(1)

Athena Tapınağı iki basamaklı bir krepice oturmaktadır. Bu iki basamaklı yükselti doğuda bir podyum biçimini alır. Basamaklar 28 cm yüksekliğindedir ve rıht yüzeyine, kabartma olarak polygonal desen yapılmıştır. Sütunların oluşturduğu stylobat yüzeyi 30x14 metre ölçülerinde ve 1/2.15 oranındadır. İç yapı 22x8 boyutunda ve 1/2.8 oranındadır. İç yapı pronaos (ön oda), ve naos denen kutsal odadan oluşur. Ön odanın iç genişliği 6.65 metre, derinliği 3.30 metre dir. Girişte duvar uçları (anta) arasında iki sütun vardır. Bu sütunlar 91 cm çapında ve 18 oluklu dor sütunlarıdır. Naos’a giriş 1.65 metre genişliğindeki, çift kanatlı olduğu düşünülen bir kapıdandır. Duvar taşları sökülerek başka yapılarda kullanılmış olduğu için bugün 66 cm kalınlığındaki Naos duvarının sadece yerdeki izi kalmıştır. Yapıyı çeviren sütun sıraları 6x13’er sütundan oluşmaktadır. Toplam 34 sütunun 32’sinin başlığı bugün sağlam olarak bulunabilmiştir. 4.30 metre yüksekliğindeki başlıksız sütunlar, başlıkla birlikte 4.78 metreye ulaşmaktadır. Sütun yüksekliği stylobat genişliğinin 1/3’üdür.

Sütunlar 60 cm’den 1.40 cm’e kadar değişen yükseklikteki parçalardan oluşmaktadır. En alt çap 91 cm, en üst çap ise başlık altında 64 cm’dir. Entasis belirgindir. Sütunlar 16 olukludur, oluklar arası keskin sırt (arris) stylobat kenarına dik gelmektedir. Sütunlar arası, dar yüzeylerde merkezden merkeze 2.61 metre, yanlarda 2.45 metredir. Sütun sırası ile naos duvarı arası pteroma geniş bırakılmıştır (3.03 metredir). Naos’ta bulunan Helenistik Dönem çakıl mozaik döşeme ve tapınağın sunağı kazılarda ortaya çıkarılmış fakat daha sonra kaybolmuştur. Assos Athena Tapınağı planı açısından arkaik çağın özelliklerini yansıtır fakat mimarisi açsından bunları söyleyemeyiz.

Assos Athena Tapınağı Tapınak plastik eserlerin stilinden anlaşıldığı üzere, en geç MÖ 525 yılında bitirilmiş olmalıdır. Akropol'de yer alan tapınakta çevredeki taş ocaklarından çıkarılan andezit taşı, kullanılmıştır. Oldukça dayanıklı ve işlenmesi zor bir taştır. Dayanıklılığı tapınağın günümüze ulaşmasın sağlarken, zor işlenmesine rağmen frizlerde tanrıların ve yarı tanrıların öykülerini anlatan kabartmalar çok iyi işlenmiştir. Bu tapınak Anadolu topraklarında Arkaik Dönem'de Dor düzeninde inşa edilmiş tek örnektir. Bunun yanı sıra Dor mimari üslubuna kabartmalı friz ve süsleme elemanları ile İon mimari ögelerinin katıldığı ilk örnektir.
Tapınağın içi Opisthodomossuz tek mekâna sahiptir. Tapınak iki basamaklı bir krepise oturmaktadır. Yapının oturduğu yüzey 30.31x14.03 ölçülerindedir. Pronaos ve naostan oluşmaktadır. Tapınağın sütun sırası dar kenarlarda 6, uzun kenarlarda 13 adettir. Arşitrav üzerinde yer alan friz, plastik kabartmalar ile süslüdür. Frizde Herakles Kentauroslar mücadelesi, şölen sahnesi ve geyik, aslan, sphinks gibi hayvan kabartmaları yer alır [Serdaroğlu 2005:86-95]. MÖ 4. yy'a ait kent surları günümüzde halen ayaktadı

 

Assos Aristo

assos

Aristoteles, Ege Denizi'nin kuzeyinde bulunan Stageria'da doğmuştur (M.Ö. 384-322). O dönemde, Stageria'da İyon kültürü egemendir ve Makedonyalıların buraları istila etmeleri bile bu durumu değiştirmemiştir. Bu nedenle Aristoteles'e bir İyonya filozofu denilebilir.

Annesi hakkında adından başka hiçbir şey bilinmemektedir; babası Nicomaihos, hekimdir ve Makedonya Krallarından Amyntus'un (M.Ö.393-370) hekimliğine getirildiğinde, ailesi ile birlikte Stageria'dan Makedonya'nın başkentine taşınmıştır. Aristoteles burada öğrenim görmüş ve savaş yaşamına ilişkin ayrıntılı bilgiler ve deneyimler edinmiştir; bir taraftan İyon ve diğer taraftan Makedonya etkileriyle biçimlenmiş gençliğinde ilgisini daha çok tıp üzerinde yoğunlaştırmıştır. 17 yaşına geldiğinde öğrenimini tamamlaması için Atina'ya gönderilen Aristoteles, hayatının 20 yılını (M.Ö. 367-347) burada geçirmiştir.

Atina'ya gelir gelmez, Platon'un öğrencisi olarak Akademi'ye girmiş ve hocasının ölümüne kadar burada kalmıştır. Platon, sürekli olarak çekiştiği bu değerli öğrencisinin zekasına ve enerjisine hayran kalmış ve ona Yunanca'da akıl anlamına gelen Nous adını vermiştir. Atina'da kaldığı süre içerisinde Aristoteles, başka hocaları da izlemiş ve mesela Agora'da politik dersler almıştır.

Bir sarraf olarak iş hayatına atılmış ve daha sonra çok varlıklı olmuş Hermenias, kısa bir süre içinde çok geniş toprakları mülk edinmiş ve Aterneus'un yöneticiliğine gelmişti. Akademi'nin öğrencisi ve hocası Platon'un hayranıydı. Onun devlet yönetimine ilişkin önerilerini çok olumlu karşılıyor ve Platon'un önderliğinde daha iyi bir yönetim oluşturmak istiyordu. Bu amaçla Assos'ta Akademi'nin kolu olan bir okul kurmuştu. Platon'un ölümünden sonra, Aristoteles bu okulda görev aldı ve üç yıl boyunca burada çalıştı. Bir ara Hermenias'ın yeğeni Pythias ile evlendi.

Aristoteles, Assos'ta kaldığı süre içerisinde, zaman zaman dostu Teofrastos'un memleketi olan Mytilen'e gitmiştir. Bu seyahatler, Aristoteles'in gözlemler yapması ve kendisini yetiştirmesi açısından çok yararlı olmuştur.

Bu sıralarda II. Philip, oğlu İskender için iyi bir öğretmen aramaktaydı ve Assos'taki okulun yöneticisi olan Aristoteles, yavaş yavaş dikkatini çekmeye başlamıştı. Görev, Aristoteles'e önerildi ve o da bu öneriyi seve seve kabul ederek, II. Filip'in oturmakta olduğu Pella'ya gitti. Aristoteles'in öğretmenliği, 343 yılından 340 yılına kadar sürdü. İskender, 336'da babası ölünce, onun yerine geçti ve eski öğretmeni Aristoteles'i danışman olarak atadı. Daha sonra İskender Yunanistan'daki ve Balkanlar'daki ayaklanmaları bastırmak üzere harekete geçince, Aristoteles, onu bırakarak, büyük idealini gerçekleştirmek amacıyla, yani yeni bir okul kurmak amacıyla Atina'ya döndü.

İskender'in M.Ö. 323 yılında ölmesi, Aristoteles'i çok güç bir durumda bırakmıştı; çünkü Lise'nin kurulması sırasında İskender'in yapmış olduğu yardımlar ve Hermenias için yazmış olduğu zafer türküsü, Atina'daki düşmanları tarafından hatırlanmıştı. Aristoteles, dinsizlikle suçlandı ve Atinalıların, Sokrates'i ölüme mahkûm etmekle işlemiş oldukları suçu yinelememeleri için Chalcis'e kaçtı ve orada yakalanmış olduğu bir hastalık sonucunda M.Ö. 322 yılında öldü.

Aristoteles'in hiçbir resmi kalmamıştır. Diogenes'e göre, ince bacaklı ve küçük gözlüymüş. Viyana'daki Sanat Tarihi Müzesi'nde sergilenmekte olan mermer başın Aristoteles'e ait olduğu iddia edilmekteyse de, bunu kanıtlayacak herhangi bir ipucu yoktur.

Aristoteles, İskender'i bırakarak Atina'ya döndüğünde, oradaki dostlarıyla buluşmuştu; ama aradan 20 yıl geçmiş olduğu için, artık eski okuluna dönemezdi. Başka bir okul kurmaya karar verdi ve bu maksatla kentin batısında bulunan ve Apollon Lyceios'un (Kurt Tanrı) anısına ayrılmış olan ormanlık alanı seçti. İşte bugün de kullanmakta olduğumuz Lise adı, bu Lyceios'tan gelmektedir.

 

Lise'de eğitim ve öğretimin nasıl yapıldığına ilişkin kesin bir bilgiye sahip değiliz; ancak bazı kaynakların bildirdiğine göre, sabahları yeni başlayanlara, akşamları ise geniş halk kitlelerine dersler verilmekteymiş.

Akademi ve Lise, aslında felsefe öğretimi veren okullardı. Ancak Akademi, daha çok metafiziğe ve bu arada ahlak ve siyaset gibi konulara yönelmişti. Lise'de ise araştırmalar, Aristoteles'in daha çok mantık ve bilimlerle ilgilenmesi nedeniyle, bu alanlarda yoğunlaşmıştı.

Aristoteles 13 yıl boyunca Lise'nin yöneticiliğini yaptı ve ölümünden sonra yerine arkadaşı Teofrastos geçti. Teofrastos, 37 yıl bu okulun yöneticiliğini üstlendi ve yapmış olduğu yeni düzenlemelerle Lise'yi kurumsallaştırmayı başardı; ancak Lise, Akademi kadar uzun ömürlü olamadı.

Aristoteles'in matematik bilgisi araştırmalarına yeterli olacak düzeydeydi; bilimleri matematik, fizik ve metafizik olarak üç bölüme ayırırken, Platon gibi, matematiğe - yani aritmetik, geometri, astronomi ve müzik bilimlerine - bir öncelik tanımıştı; ancak uygulamalı matematikle ilgilenmiyordu. "Eşit şeylerden eşit şeyler çıkarılırsa, kalanlar eşittir." veya "Bir şey aynı anda hem var hem de yok olamaz (üçüncü durumun olanaksızlığı ilkesi)" gibi aksiyomların bütün bilimler için ortak olduğunu, postülaların ise sadece belirli bir bilimin kuruluşunda görev yaptığını söyleyerek, aksiyom ile postüla arasındaki farklılığa işaret etmişti.

Aristoteles'in, süreklilik ve sonsuzluk hakkında yapmış olduğu temkinli tartışmalar, matematik tarihi açısından oldukça önemlidir. Sonsuzluğun gerçek olarak değil, gizil olarak varolduğunu kabul etmiştir. Bu temel sorunlar üzerindeki görüşleri, daha sonra Archimedes ve Apollonios tarafından yeniden işlenip değerlendirilecektir.

Bir tek evren vardır ve bu evren her yeri doldurur; bu nedenle evren-ötesi veya evren-dışı yoktur. Ay, Güneş ve gezegenlerin devinimlerini anlamlandırmak için Eudoxos'un ortak merkezli küreler sistemini kabul etmiştir.

Acaba Aristoteles bu kürelerin gerçekten varolduğuna inanıyor muydu? Elimizde buna ilişkin kesin bir kanıt bulunmamakla birlikte, geometrik yaklaşımı mekanik yaklaşıma dönüştürmüş olması, inandığı yönündeki görüşü güçlendirmektedir. De Caelo'da (Gökler Üzerine) yapmış olduğu en son belirlemelere göre, en dışta bulunan Yıldızlar Küresi, yani evreni harekete getiren ilk hareket ettirici, aynı zamanda en yüksek tanrıdır. Metafizik'te ise, Yıldızlar Küresi'nin ötesinde, sevenin sevileni etkilediği gibi gökyüzü hareketlerini etkileyen, hareketsiz bir hareket ettiricinin bulunduğunu söylemiştir. Öyleyse Aristoteles, yalnızca gökcisimlerinin tanrısal bir doğaya sahip olduğuna inanmakla kalmamakta, onların canlı varlıklar olduğunu da kabul etmektedir. Bu evrenbilimsel kuram, Fârâbî ve İbn Sinâ gibi Ortaçağ İslâm Dünyası'nın önde gelen filozofları tarafından da benimsenecek ve Kuran-ı Kerim'de tasvir edilen Tanrı ve Evren anlayışıyla uzlaştırılmaya çalışılacaktır.

Bir tek evren vardır ve bu evren her yeri doldurur; bu nedenle evren-ötesi veya evren-dışı yoktur. Ay, Güneş ve gezegenlerin devinimlerini anlamlandırmak için Eudoxos'un ortak merkezli küreler sistemini kabul etmiştir.

Acaba Aristoteles bu kürelerin gerçekten varolduğuna inanıyor muydu? Elimizde buna ilişkin kesin bir kanıt bulunmamakla birlikte, geometrik yaklaşımı mekanik yaklaşıma dönüştürmüş olması, inandığı yönündeki görüşü güçlendirmektedir. De Caelo'da (Gökler Üzerine) yapmış olduğu en son belirlemelere göre, en dışta bulunan Yıldızlar Küresi, yani evreni harekete getiren ilk hareket ettirici, aynı zamanda en yüksek tanrıdır. Metafizik'te ise, Yıldızlar Küresi'nin ötesinde, sevenin sevileni etkilediği gibi gökyüzü hareketlerini etkileyen, hareketsiz bir hareket ettiricinin bulunduğunu söylemiştir. Öyleyse Aristoteles, yalnızca gökcisimlerinin tanrısal bir doğaya sahip olduğuna inanmakla kalmamakta, onların canlı varlıklar olduğunu da kabul etmektedir. Bu evrenbilimsel kuram, Fârâbî ve İbn Sinâ gibi Ortaçağ İslâm Dünyası'nın önde gelen filozofları tarafından da benimsenecek ve Kuran-ı Kerim'de tasvir edilen Tanrı ve Evren anlayışıyla uzlaştırılmaya çalışılacaktır.

Aristoteles'e göre, Evren, Ayüstü ve Ayaltı Evren olmak üzere ikiye ayrılır; Yer'den Ay'a kadar olan kısım, Ayaltı Evren'i, Ay'dan Yıldızlar Küresi'ne kadar olan kısım ise Ayüstü Evren'i oluşturur. Bu iki evren yapı bakımından çok farklıdır. Ayüstü Evren ve burada yer alan gökcisimleri, eterden oluşmuştur; eterin, mükemmel doğası, Ayüstü Evren'e ezelî ve ebedî bir mükemmellik sağlar. Buna karşılık, Ayaltı Evren, her türlü değişimin, oluş ve bozuluşun yer aldığı bir evrendir. Burası, ağılıklarına göre, Yer'in merkezinden yukarıya doğru sıralanan dört temel öğeden, yani toprak, su, hava ve ateşten oluşmuştur; toprak, diğer üç öğeye nispetle daha ağır olduğu için, en altta, ateş ise daha hafif olduğu için, en üstte bulunur.

Aristoteles'e göre, bu öğeler, kuru ve yaş ile sıcak ve soğuk gibi birbirlerine karşıt dört niteliğin bireşiminden oluşmuştur.

Varlık biçimlerinin mükemmel olmaları veya olmamaları da Yer'in merkezine olan uzaklıklarına göre değişir. Bir varlık Yer'e ne kadar uzaksa, o kadar mükemmeldir. Bundan ötürü, merkezde bulunan Yer mükemmel olmadığı halde, merkeze en uzakta bulunan Yıldızlar Küresi mükemmeldir. Bu mükemmel küre, aynı zamanda Tanrı, yani ilk hareket ettiricidir.

Aristo'nun bu ve diğer görüşleri orta çağ boyunca bir çok filozozu etkilemiş, ve daha sonraki dönemleri de şekillendirmiştir. Belki de felsefenin temel ilkeleri Arsito mantığı üzerine kurgulanmıştır

 
 

Assos Antik Kenti

Assos-Behramkale; zengin tarihi geçmişiyle, etkileyici doğal yapısıyla, gittikçe artan ivme ile ilgi topluyor. Köyün sur içinde kalan bölümüne koruma amaçlı yapılanma yasağı konmuş. Ancak mevcut binalar onarılabiliyor. Binalar büyük bir hızla el değiştiriyor. Yeni sahipleri binaları onarıp ya pansiyonculuk yapıyorlar ya da ikinci konut olarak kullanıyorlar. Onarımlarda yöredeki taş malzeme ve yerel ustalar kullanıldığı için, köyün genel dokusu bozulmuyor.

 

Assos Otelleri

Köy için konulan yapılanma yasakları kıyı için de geçerli. Kıyıda yapılanma yasaklarının işlemesine biraz da doğa yardım ediyor. Dik yamaçlar, deniz ile arasına kimseleri sokmuyor. Böyle olunca kıyıda yapılanacak alanlar son derece kısıtlı kalıyor. Kıyıdaki mevcut binalar, onarılıp turizme dönük kullanılmaya başlanmış. Turizm hareketinin bina yükünü hemen yakındaki Kadırga Koyu yükleniyor.

Behramkale, Assos antik şehrinin taşlarından inşa edilmiş. Köy içinde dolaşırken sık sık devşirme malzemelerle karşılaşıyorsunuz.14. Yüzyılda I. Murat Devri'nde yapılmış, ortaçağ kulesinin önündeki caminin giriş kapısında da karşılaşıyorsunuz, Cumhuriyet sonrası yapılmış köy kahvesinin köşesinde de. Aradan geçen yaklaşık 6 yüzyıllık zamana rağmen ortak duyarlılıklarını hemen hissediyorsunuz. Devşirme malzemeler Behramkale'de her zaman yapılara özenle yerleştirilmişler. Bu parçalar yapılarla birlikte yaşama katılıyorlar.

Athena Tapınağı'ın dan aşağıya bakıldığında antik iskelenin sular altındaki kalıntıları rahatlıkla görülmektedir. Assos’un gelişmiş olduğu dönemlerde demir, andezit taşı, palamut vb. ihracatı yapılan Assos limanı oldukça işlekti. Günümüzde sular altında kalan Assos antik liman yerine yapılmış olan yeni iskele kısmen de olsa 1950–1960 lara kadar palamut ihracatı nedeniyle canlılığını korumuş olsa da günümüzde eski hareketliliğinden uzak Assos limanı gelen turistlerin önemli uğrak yerlerinden birisi olmuştur.
Palamut Depoları Günümüzde birbirinden hoş restaurant ve butik otellerin yer aldığı yerde 1960 lara kadar palamut depoları bulunmaktaydı. Bu tarihe kadar meşe palamutu bölgenin önemli bir gelir kaynağıydı. Antik Assos Limanı nın arka kısımlarında yer alan palamut ormanlarından toplanan palamutlar kurutulduktan sonra limanda ki palamut depolarında toplanırdı. Depolarda çuvallara doldurulan palamutlar açıkta bekleyen gemilere küçük sandallarla taşınarak buradan yurt dışına ihraç edilirdi.
Boya yapımında kullanılan meşe palamudu köye uzun yıllar ekonomik canlılık sağlamıştır. Sentetik boyaların tekstil sanayinde ağırlık kazanmasından sonra, meşe palamudu ekonomik değerini yitirmiştir. Hiçbir değeri kalmayan palamut ağaçları hızla kesilip odun olarak kullanılmaya başlamıştır. 6831 Sayılı Orman Kanununda 05.11.2003 tarihinde yapılan değişikle de Palamut meşesi orman ağacı kapsamından tamamen çıkarılmıştır

Palamutun değer yitirmesiyle boş kalan depolar turizmin değer kazanmasıyla hızla değişime ayak uydurarak restaurant ve butik otel olarak işletilmeye başlamıştır.

Küçük ve şirin Assos limanı nda eski palamut depoları yeni otel ve restaurantlar denize sıfır konumda. Otellerin hemen ön tarafında ahşap masalar bu huzur verici ortamda misafirlerini bekliyor. Limanda kumsal olmadığı için iskelelerin üzerine şezlong şemsiye ve minderler yerleştirerek hoş bir ortam yaratılmış. Assos İskele sinin küçük bir mendireği var. Orta çaplı tekneler için güzel bir sığınak.

Assos Otelleri